Nakiller Ne Zaman Açılacak 2024? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Perspektifinden Bir Değerlendirme
İstanbul’da, her gün sabah işe gitmek için metrobüse bindiğimde, toplumsal adalet ve eşitlik üzerine düşündüğüm pek çok an oluyor. Özellikle, sosyal haklar, sağlık hizmetlerine erişim gibi konular gündemdeyken, “Nakiller ne zaman açılacak 2024?” sorusu sadece bir sağlık meselesi değil, aynı zamanda toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet bağlamında çok daha derin anlamlar taşıyan bir konuya dönüşüyor. 2024 yılında nakil süreçlerinin başlaması, farklı toplumsal grupları nasıl etkileyecek? Bu yazımda, hem kendi deneyimlerimi hem de bu sürecin toplumsal yansımalarını sorgulayacağım.
Bir Sağlık Hakkı Olarak Nakil: Toplumsal Cinsiyet ve Erişim Farklılıkları
İçimdeki sosyal haklar savunucusu, “Nakil” gibi bir konuyu sadece sağlık meselesi olarak görmek çok dar bir bakış açısı olurdu diyor. Hepimizin bildiği gibi, organ nakli, hayat kurtarabilecek önemli bir tıbbi müdahaledir. Ancak, bu süreç sadece tıbbi bir müdahale değil, aynı zamanda toplumsal cinsiyet perspektifinden de incelenmesi gereken bir konu. Çoğu zaman, sağlık hizmetlerine eşit erişim konusu, cinsiyet, sınıf, etnik kimlik gibi faktörlere bağlı olarak değişkenlik gösterebiliyor. Kadınların, çocukların ya da düşük gelirli grupların sağlık hizmetlerine erişimindeki zorluklar, bu tür bir süreçte daha belirgin hale gelebilir.
Örneğin, bir kadının organ nakli için gereken tedaviye ulaşma süreci, bazen aile içindeki roller ve toplumsal beklentiler tarafından engelleniyor olabilir. Kadınlar, bakım yükü nedeniyle sağlık sisteminden yeterince faydalanamayabiliyor. Sokakta karşılaştığım bir sahneyi hatırlıyorum: Bir kadının, hasta çocuğu için uzun bir bekleyişin ardından organ bağışı hakkında bilgi almak için hastaneye gittiğini gördüm. O kadının gözlerindeki umutsuzluğu, bir yanda ailesiyle ilgilenmek zorunda olduğu için hastaneye yetişemediği bir durumu yansıtıyordu. Erkekler de bu süreçte bazen daha hızlı erişim sağlayabiliyor, çünkü toplumsal olarak onlar daha az “bakıcı” kimliğiyle tanınıyorlar.
Çeşitlilik ve Erişim: Farklı Grupsal İhtiyaçlar
Bir başka açıdan bakınca, toplumun farklı kesimlerinin bu süreçten nasıl etkileneceğini düşündüğümde, çeşitliliğin önemi öne çıkıyor. İstanbul gibi büyük bir şehirde, insanların sosyal, ekonomik ve kültürel çeşitliliği, sağlık sistemine erişimde ciddi farklılıklar yaratabiliyor. 2024’te nakil süreçlerinin açılması, bu grupların çeşitli ihtiyaçlarını ne ölçüde karşılayabilecek? Büyük şehirlerde yaşayan, eğitimli ve ekonomik olarak güçlü olan kişiler, sağlık hizmetlerine daha rahat erişebiliyorlar. Ancak, kırsalda ya da düşük gelirli mahallelerde yaşayanlar için bu süreçler oldukça zorlu ve uzun bir yolculuğa dönüşebiliyor. Çoğu zaman, nakil bekleyen hastalar için en büyük engel, başvuru süreçlerinin karmaşıklığı ve nakil listelerinde uzun süre beklemektir.
Bu süreçte göçmenlerin durumu da göz önünde bulundurulmalı. Özellikle Suriyeli mültecilerin sağlık hizmetlerine erişimi, organ nakli gibi işlemler söz konusu olduğunda daha da kısıtlı. Birçok mülteci, dil engeli, sosyal güvencesizlik ve yerleşim sorunları gibi nedenlerle sağlık sisteminden yararlanamıyor. Bu durumu bazen metrobüste bir kadının başka bir kadına durumu anlatırken duyuyorum: “Hastaneye başvurdum ama kabul edilmedim. Kimlik belgesi olmadığı için kayıt bile yapmadılar.” Bu, sadece bir kadının dramı değil, toplumsal adalet ve eşitlik açısından tüm mültecilerin karşılaştığı bir durum.
Sosyal Adalet ve Eşitlik: Nakil Hakkının Evrenselleştirilmesi
İçimdeki insan hakları savunucusu, nakil süreçlerinin 2024’te açılmasını beklerken, sosyal adaletin nasıl sağlanacağını sorguluyor. Nakil, bir hakkın değil, bir lütuf olarak algılandığı bir toplumda yaşıyoruz. Bu da eşitsizlik yaratabiliyor. Birçok kişi, organ nakli beklerken, donör bulmak ve listeye girmek konusunda eşit fırsatlara sahip olmuyor. Eğer sağlık sistemine ve nakil süreçlerine erişim, daha fazla sosyal eşitlik sağlayacak şekilde düzenlenirse, o zaman gerçekten adil bir toplum yaratmış oluruz. Ancak şu anda bu süreçlerin çoğu, ekonomik gücü olan ve sağlıklı sigorta sistemine sahip insanlar için daha ulaşılabilir durumda. Peki ya diğerleri?
Çalıştığım sivil toplum kuruluşunda, toplumsal adalet konularını tartışırken sıkça karşılaştığım bir durumdur: Düşük gelirli aileler, genellikle daha zorlayıcı sağlık koşullarıyla mücadele ediyor ve organ nakli gibi kritik sağlık hizmetlerine erişimlerinde büyük engellerle karşılaşıyorlar. Bir de, sağlık hizmetlerinin coğrafi eşitsizliği var. Kırsal kesimdeki bir kişinin, büyük şehirdeki bir hastaneye ulaşması, sadece nakil değil, her türlü sağlık hizmetine ulaşabilme noktasında da çok daha büyük bir engel oluşturuyor. Bu adaletsizlik, 2024’teki nakil süreçlerinde daha da belirginleşebilir.
Geleceğe Dair: Adil ve Erişilebilir Bir Sistem
Sonuç olarak, “Nakiller ne zaman açılacak 2024?” sorusu, sadece sağlık sektörünü ilgilendiren bir mesele olmanın ötesine geçiyor. Toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet açısından bakıldığında, organ nakli gibi kritik bir sürecin herkes için erişilebilir ve eşit olması gerektiği çok açık. Eğer bu süreçler daha eşitlikçi ve herkese adil bir şekilde sunulursa, o zaman toplumun her bireyi için gerçek anlamda sağlık hakkı sağlanmış olur. Ancak, şu anda bu sürecin adil ve herkes için erişilebilir olması için hala atılması gereken birçok adım var. Herkesin sağlık hizmetlerine eşit erişim hakkına sahip olması, adil bir toplum yaratma yolunda önemli bir adım olacaktır.