İsim Tamlaması İyelik Eki midir? Defterin Kenarına Sığmayan Bir Soru
Sizi Bingai’da “İsim tamlaması iyelik eki midir” konusuyla ilgili özenle hazırlanmış bu içeriğe bekliyoruz.
Kayseri’de kışlar biraz sert olur ama insanın içi daha da sertleşir bazen. Dışarıda kar yağarken ben odamda defterlerimi açıp yazı yazardım. Yazmak benim için ders çalışmak değildi; daha çok içimi susturmanın bir yoluydu. O gün de yine böyle bir gündü. Pencerenin camına hafif buğular inmişti ve ben elimde kalemle tek bir cümleye takılmıştım:
“İsim tamlaması iyelik eki midir?”
Bunu yazarken bile içim sıkışmıştı. Çünkü bu soru sadece bir dil bilgisi sorusu gibi durmuyordu artık. Sanki hayatımın başka bir yerinde takılı kalmış bir duygunun karşılığıydı.
O Günün Başlangıcı: Sınıfta Bir Cümle
Her şey edebiyat dersinde başladı. Öğretmenimiz tahtaya uzun bir cümle yazmıştı. Ben Kayseri Anadolu Lisesi yıllarımı hatırladıkça o tahtanın kokusunu bile hissederim. Silginin tozlu sesi, kalemin tahtaya sürtünmesi…
Öğretmen sormuştu:
“Çocuklar, İsim tamlaması iyelik eki midir?”
Sınıfta bir sessizlik oldu. Kimse emin değildi. Bazıları defterine hızlı hızlı not aldı, bazıları sadece bakakaldı. Ben ise o anda nedense konuyu anlamaktan çok başka bir şeye takılmıştım.
Yan sıradaki Elif, saçını kulağının arkasına atıp hafifçe gülümsedi. O gülümseme benim için bazen bir dersin kendisinden daha öğreticiydi. O an kalbim hızlı attı, ama nedenini kimseye anlatamazdım.
Bir dil bilgisi sorusunun kalbe çarpması
Öğretmen açıklama yapıyordu:
“İsim tamlamasında iki öğe vardır. Tamlayan ve tamlanan… İyelik eki ise tamlananda bulunur.”
Ama ben sadece şunu duydum: “tamlayan”, “tamlanan”, “bağlılık”.
Ve o kelimeler bir anda bana başka bir şeyi hatırlattı. İnsanlar da birbirine böyle bağlanıyor muydu? Birinde eksik olunca diğeri tamamlanıyor muydu?
Defterimin kenarına şunu yazdım:
“İsim tamlaması iyelik eki midir?”
Altına da fark etmeden şunu ekledim: “Peki insanlar?”
Defterler, Sessizlik ve Fazla Düşünmek
O dönem çok fazla düşünüyordum. Bunu şimdi daha net görebiliyorum. Her şeyi fazla anlamlandırıyordum. Bir bakış, bir kelime, bir duraksama…
Eve döndüğümde çantamı bırakmadan defterimi açtım. Çünkü içimde bir şey sıkışmıştı. Sanki o soru çözülmezse ben de çözülemeyecektim.
“İsim tamlaması iyelik eki midir?”
Bunu tekrar yazdım. Ama bu kez altına daha uzun bir şey ekledim:
“Eğer iyelik eki bir aitlik bildiriyorsa, ben kime aitim?”
O an bunu yazarken gerçekten boğazım düğümlendi. Abartmıyorum. Sadece bir dil bilgisi konusundan bu noktaya gelmek bile bana garip geliyordu ama durduramıyordum kendimi.
Kayseri’nin sessiz sokakları ve iç sesim
Kayseri’de akşamlar erken çöker. Sokak lambaları yanar, insanlar evlerine çekilir. Ben o saatlerde genelde yürüyüş yapardım. Kulaklığımda müzik olurdu ama çoğu zaman dinlediğim şey müzik değil, kendi iç sesimdi.
O gün de yürürken sürekli aynı cümle aklımdaydı:
“İsim tamlaması iyelik eki midir?”
Bu soru artık sadece dersle ilgili değildi. Sanki hayatın kendisiyle ilgiliydi.
Elif ve Cümlenin Kırıldığı Yer
Bir hafta sonra Elif’le kütüphanede karşılaştık. Aynı masaya denk geldik tesadüfen. Ya da ben öyle düşündüm.
Kitabını açtı, ben defterimi. Uzun bir sessizlik oldu. Sonra o bana döndü:
“Ders çalışıyor musun?”
Başımı salladım. Ama aslında çalışmıyordum. Sadece aynı sorunun içinde kayboluyordum.
Bir cesaretle dedim ki:
“İsim tamlaması iyelik eki midir, sen anladın mı?”
Gülümsedi. “Evet,” dedi. “Tamlananda bulunur.”
O kadar basit söyledi ki… Ama benim içimdeki karmaşayı çözmedi.
O an fark ettim ki, bazı cevaplar doğru olsa bile insanın içindeki soruyu bitirmiyor.
Cevabın yetmediği an
Sizin İçin Seçtik: İsim tamlaması hal eki alır mı ?
Elif konuşmaya devam etti ama ben artık onu tam duyamıyordum. Çünkü zihnimde başka bir şey vardı:
Eğer iyelik eki bir sahiplik bildiriyorsa, neden bazı insanlar hiçbir zaman “sahip” gibi hissettirmiyordu?
Bu düşünce beni hem heyecanlandırdı hem de biraz kırdı. Çünkü bazı duyguların karşılığı yoktu.
Günlük Sayfaları ve Kayıp Anlam
O geceden sonra günlük yazmaya daha çok başladım. Her sayfa aynı soruyla açılıyordu:
“İsim tamlaması iyelik eki midir?”
Ama her sayfa farklı bir yere gidiyordu.
Bir gün yazdım:
“Bugün Elif güldü. Ben onun gülüşüne bir tamlama kurmak istedim ama kuramadım.”
Başka bir gün:
“Belki de ben hep yanlış eki arıyorum. Belki de bazı şeyler eksik kalmalı.”
Ve bir başka gün:
“İyelik eki varsa, neden bazı cümleler kimseye ait değil?”
Hayal kırıklığı
Bir süre sonra Elif’in başka biriyle konuştuğunu gördüm. Çok sıradan bir andı aslında. Ama içimde büyük bir sessizlik bıraktı.
O gün eve gidip defterimi açtım ve sadece şunu yazdım:
“İsim tamlaması iyelik eki midir?”
Ama bu kez cevap aramıyordum. Sadece kırgınlığımı yazıyordum.
Öğretmenin Son Dersi ve Fark Ettiğim Şey
Yılın sonlarına doğru öğretmen yine aynı konuyu tekrar etti. Tahtaya yine aynı soru yazıldı:
“İsim tamlaması iyelik eki midir?”
Ama bu kez içimde farklı bir şey vardı. Artık bu soruyu sadece ders olarak görüyordum.
Öğretmen açıkladı:
“İyelik eki tamlanana gelir. Tamlama ise iki isim arasında kurulan anlam ilişkisidir.”
Bu kadar basitti.
Ama insanın iç dünyası hiç bu kadar basit değildi.
Umut
O gün anladım ki bazı soruların cevabı net olabilir ama hisler net değildir.
Defterime son kez şunu yazdım:
“İsim tamlaması iyelik eki midir? Evet, dil bilgisine göre öyledir. Ama ben bazı şeylerin bana ait olup olmadığını hâlâ bilmiyorum.”
Ve ilk defa o soruyu yazarken içim biraz hafifledi.
Bugünden Geriye Kalan
Şimdi geriye dönüp baktığımda o günleri biraz daha farklı görüyorum. Elif’i, sınıfı, kütüphaneyi, Kayseri’nin soğuk sokaklarını…
Ama en çok da o soruyu.
“İsim tamlaması iyelik eki midir?”
Bu soru bana sadece dil bilgisini öğretmedi. Aynı zamanda şunu da öğretti: İnsan bazen bir sorunun cevabını değil, o sorunun içinde kaybolmayı yaşıyor.
Ve belki de en gerçek şey buydu.
Çünkü bazı cümleler çözülmek için değil, hissedilmek için vardır.