İçeriğe geç

Balon turu en iyi nereden izlenir ?

Kapadokya Sabahında Bir Kayserili Gencin Günlüğü: Balonları İzlemek

O sabah Kayseri’den çıkarken içimde garip bir sessizlik vardı. Hani bazı yolculuklar konuşarak değil de sadece düşünerek yapılır ya, işte öyleydi. Otobüsün camına yaslanmıştım, dışarıda henüz gün doğmamıştı ama ben içimde çoktan sabahı beklemeye başlamıştım. Kapadokya’ya doğru gidiyordum. Yıllardır fotoğraflarda gördüğüm o balonların gökyüzüne karıştığı anı bu kez gerçekten görmek istiyordum.

Defterime yazmıştım bir gün önce: “Eğer o balonları görürsem, hayatımda bir şeyler değişecek gibi hissediyorum.” Bunu yazarken neyi kastettiğimi tam bilmiyordum ama içimde büyüyen bir beklenti vardı. Belki de sadece biraz umut görmek istiyordum.

Gece yarısı Kayseri’den çıkış

Otobüs hareket ettiğinde Kayseri’nin ışıkları arkada küçülüyordu. Şehrin tanıdık soğuğu üzerimden henüz çıkmamıştı. Yanımda küçük bir sırt çantası, içinde termos ve eski bir mont vardı. Sabahın erken saatlerinde Kapadokya’da olacaktım.

Yol boyunca uyuyamadım. Her kilometrede içimdeki heyecan biraz daha büyüyordu. Ama onun yanında tuhaf bir huzursuzluk da vardı. Çünkü insan bazen çok istediği şeylerin gerçekte hayal ettiği gibi olmayacağından korkar. Ben de öyleydim.

“Ya balonlar kalkmazsa?” diye düşündüm. Bu düşünce bile canımı sıkıyordu.

Ama yine de gitmeye devam ettim.

İlk hayal kırıklığı: Göreme’de yanlış nokta

Göreme’ye vardığımda hava hâlâ karanlıktı. Birkaç turist grubu vardı, herkes yarı uykulu ama heyecanlıydı. Ben de onların peşine takıldım. Bir tepeye çıktık. Rehber “en iyi nokta burası” dedi.

Beklemeye başladık.

Dakikalar geçti.

Sonra bir on dakika daha.

Ama gökyüzü boştu.

O an içime hafif bir hayal kırıklığı çöktü. Soğuk rüzgâr yüzüme vururken düşündüm: “Belki de yanlış yere geldim. Belki de herkesin gördüğü o büyü bana hiç uğramayacak.”

İçimdeki o çocukça umut biraz kırıldı. Ama yine de orada kaldım. Çünkü gitmek, tamamen vazgeçmek gibi geliyordu.

Ve işte tam o anda kendime o soruyu sordum:

“Balon turu en iyi nereden izlenir?”

Cevap yoktu. Sadece rüzgâr vardı.

“Balon turu en iyi nereden izlenir?” sorusunun peşinde

Kalabalığın dağıldığını fark ettim. Herkes farklı yönlere yürümeye başlamıştı. Ben ise biraz içgüdüyle, biraz da inatla başka bir yola saptım. Gökyüzü hâlâ karanlıktı ama ufukta ince bir mavi çizgi belirmeye başlamıştı.

O yürüyüşü unutamıyorum. Toprak yolun her adımında ayakkabım biraz daha tozlanıyordu. Ellerim cebimdeydi ama içim cebimde değildi; dışarıda, o geniş vadinin içinde savruluyordu.

Bir köylüye rastladım. Sessizce sordum:

“Balonları izlemek için en iyi yer neresi?”

Adam yüzüme baktı, gülümsedi. Sanki bu soruyu her gün duyuyormuş gibi sakindi.

“Uçhisar tarafına çık,” dedi sadece. “Yüksek yer olsun.”

O an içimde küçük bir kıvılcım yandı. Belki de doğru soruyu yanlış yerde sormuştum.

Uçhisar sırtlarında sabahın kırılması

Uçhisar’a doğru yürümek zor oldu. Hava henüz tam aydınlanmamıştı ve soğuk kemiklerime kadar işliyordu. Ama içimde garip bir direnç vardı. Sanki o balonları görmeden dönmek mümkün değildi.

Bir tepeye ulaştığımda nefes nefeseydim. Aşağıda devasa bir vadi uzanıyordu. Sessizlik vardı ama bu sessizlik boş değil, dolu bir sessizlikti. Bir şeyin olacağını hissettiriyordu.

Telefonuma bakmadım. Saat kaç bilmiyordum. Zaten önemli de değildi.

Sonra bir şey oldu.

O an: balonların yükselişi

İlk balon yavaşça yükseldi.

Sonra bir tane daha.

Ve bir tane daha.

Bir anda gökyüzü sessiz bir festival alanına dönüştü. Renkler birer birer karanlığın içinden çıkıyordu. Kırmızı, turuncu, mavi… Hepsi yavaşça yükseliyordu.

İçimde bir şey çözüldü.

O an ağlamak istedim ama ağlamadım. Sadece izledim. Çünkü bazı anlar konuşmayı değil, susmayı hak eder.

Kendi kendime fısıldadım:

“Demek burasıymış…”

“Balon turu en iyi nereden izlenir?” sorusunun cevabı artık sadece bir yer değildi. O anın kendisiydi. Uçhisar sırtlarında, rüzgârın yüzüme çarptığı yerdeydi.

Balonlar yükseldikçe içimdeki bütün yorgunluk aşağıda kaldı. Sanki ben de onlarla birlikte yükseliyordum ama ayaklarım hâlâ toprağa bağlıydı. Bu ikilik tuhaf bir huzur veriyordu.

Duygusal çözülme ve umut

Güneş tamamen doğduğunda vadinin rengi değişti. Taşların gölgeleri uzadı, gökyüzü açıldı. Balonlar artık sadece bir manzara değil, bir hikâye gibiydi.

O an düşündüm: Hayatta bazı şeyler gerçekten planlandığı gibi olmuyor. Göreme’de yaşadığım hayal kırıklığı olmasaydı, belki bu tepeyi bulamayacaktım. Belki de doğru yer, yanlış başlangıçların içinden çıkıyordu.

Kendi içimde uzun zamandır hissetmediğim bir şey hissettim: hafiflik.

Defterimi çıkardım ve yazdım:

“Bazen en iyi manzara, en çok kaybolduğun yerde ortaya çıkıyor.”

Rüzgâr defterin sayfalarını hafifçe kıpırdatıyordu. Sanki o da yazdıklarımı onaylıyordu.

Dönüş yolunda içimde kalan sessizlik

Dönüş yolunda çok konuşmadım. Kayseri’ye geri dönerken otobüs camından dışarı baktım. Bu kez karanlık yoktu ama içimde derin bir sessizlik vardı.

Balonlar artık gökyüzünde değildi ama zihnimde hâlâ süzülüyordu. O sabahı düşündükçe, içimdeki bazı şeylerin yer değiştirdiğini fark ettim. Daha sakin, daha net bir şey vardı artık.

Belki de mesele sadece balonları görmek değildi. Belki de mesele, onları nerede görmen gerektiğini bulmaktı.

Ve o sorunun cevabı, sadece bir harita noktası değil, bir sabahın içinde gizliydi.

“Balon turu en iyi nereden izlenir?”

Benim için cevap artık çok basitti:

Kaybolduğun yerden, doğru yere yürümeyi göze aldığın anda.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
ilbet mobil girişbetexper girişbetexper giriş